Kendimi ifade ve eşya ile münasebetimi tayin ve kainattaki yerimi tespit gibi hususlar...*
Showing posts with label environment. Show all posts
Showing posts with label environment. Show all posts

Monday, October 11, 2010

Yine Yeni Yeniden


Bu seneyi elimize yüzümüze bulaştırdık... 

Lise Tübitak biyoloji projem toksiklerin mısır tohumlarının büyümesine etkisiydi. Mısır tohumlarını sularken eser miktarda alüminyum iyonu içeren bir karışım ekliyorduk suya. Alüminyum iyonu suyla reaksiyona giriyor ve asidik bir ortam yaratiyor. Amacımız asit yağmurlarının etkisini anlamaktı. Miktar arttıkça tohumlar ya hiç filizlenmiyor ya da bodur kalıyordu. O zamandan beri hazzetmem, tırsarım alüminyumdan.  Macaristan'daki alüminyum fabrikasının sebep olduğu olayı duyunca resmen kanım dondu.  Canlı bir şey kalamaz orda. Ne olacak şimdi?

Wednesday, June 23, 2010

Afrika hariç değil...

Günlerdir BP'nin Meksika Körfezi'nde sebep olduğu çevre felaketi  ABD merkezli olmakla beraber amerikalıları ve neticesinde Türkiye dahil olma(mak)la beraber Dünya'yı meşgul ediyor.  Etmeyecek gibi değil tabi ki. Günümüzün Çernobili hatta ondan kötüsü olduğu düşünülen bir felaket var ortada. Yıllarca etkileri katlana katlana, burnumuzdan fitil fitil gelecek bir facia yaşıyoruz. Yaşadığımız olaydan kaynaklanan maliyetin tam olarak ölçülebilmesi mümkün olmayacak maalesef. 10 sene sonra yokolacak türlerden, dibe çökmüş yağın taşınmasıyla oluşacak yeni çevre felaketlerinden, dolaylı yollardan kaynaklanan hastalıklardan ve can kayıplarından BP sorumlu olmayacak kağıt üzerinde. Belki bundan sonra maliyeti biraz daha arttırıp daha temkinli projelendirecekler işlerini. Ama tüm işlerini değil: Bu günlerde Dünya'yı meşgul eden diğer konu olan Dünya kupasıyla hatırladığımız, insanlığın yalnız ve güzel kıtası Afrika için geçerli değil bu söylediklerim: Nijerya'da son 50 yılda 1.5 milyon tonluk sızıntı olmuş. Exxon'un Alaska'daki felaketindeki sızıntının 50 katı. Her sene irili ufaklı 300 sızıntı insanların su kaynaklarını ve topraklarını kirletiyor. Sirketler her olayı iç savaşa, vandalizme bağlayıp çok geç ve kalıcı olmayan mudahalelerle geçiştiriyorlar durumu.  Devlet de zaten petrolden en kolay parayı kazanma peşinde, Shell'den farkları yok. Bölgede ortalama ömür 40. Para yok, içecek su yok, tutacak balık yok. En kötüsü bunu Dünya'ya duyaracak güçleri yok. Başlarında "BP will pay every dime for oil spill" diyecek Obama'ları yok.* 


Bu pankarttaki yazıya bakınca düşünmeden edemiyorum. Evet doğru; BP oradaki insanların yaşam şeklini değiştirdi, alt üst etti şimdi. Ama oturup şunu düşünmeliyiz bu pankartı yazan insanlarla: Neydi sizin yaşam şekliniz? Bizim yaşama şeklimiz ne? Onu da BP yaratmamış mıydı? Ucuz benzin, otomobil, bol balık, bol et, bol plastik, bol elektrik, ışıl ışıl alışveriş merkezlerimizi bize kimler verdi? 

*

Tuesday, May 18, 2010

Iphone uygulamalarının en güzeli


iGorilla uygulamasıyla, Virunga ulusal parkı'ndaki goril aileleri izlenebiliyormuş. Bir goril ailesi seçip onların hayatlarını video ya da fotoğraflarla takip etmek mümkünmüş. Ama daha güzeli, uygulama için ödenen 4 doların çoğu da parka gidiyormuş. Bu harika uygulamayı yapanların ellerinden öpesim geliyor.

Dağ gorilleri sosyal, genelde çok sakin, kendi hallerinde harika primatlar. Sayıları giderek azalıyor (700 küsur tane kalmışlar).  Biliyoruz ki bir çok hayvanın soyu tükeniyor. İyi ki buna engel olmaya çalışan insanlar var. Biz onlardan biri olmak zorunda değiliz ama yardım edebiliriz. Artık teknoloji sayesinde yardım fırsatları ayağımıza geliyor. Daha ne olsun?


Tuesday, April 06, 2010

LIFE

BBC yine inanılmaz şeyler yapmış. Ara ara bbc earth news'den bazı bölümlerini izleyip heyecanlanıyordum. Ama bu trailer beni delirtti...

Thursday, January 07, 2010

Dubai: yükselen değer

Geçtiğimiz günlerde dünyanın en yüksek binasının açılmasıyla hatırladığım Dubai üzerinden yaşamımızı ve onu algılayış şeklimizi yine düşünür oldum. Dubai'de geçen sene aktarma sebebiyle toplam 7-8 saat kadar bulundum. Havadan ilk gördüğümde kanımı donduran ve asla unutmayacağım bir silueti vardı şehrin. Fotoğraf biraz olsun hislerime tercüman olabilir belki. Dümdüz, hiç bir eğimin olmadiği bir yer kabuğunun üzerinde uzanan uçsuz bucaksız çölün kıyıya yakın yerlerinde; küçük kabartılar, şehrin merkezinde farklı boylarda onlarca metal dikene dönüşüyordu. Deniz ise manzarayı serinletemiyordu çünkü üzerinde devam eden doldurma çalışmalarından kaçan toprak, suyu bulanıklaştırıyordu. Sanki kıyamet sonrası yapılmış bir şehirdi. Henüz açılan Burj Dubai o zaman yapım aşamasında olduğundan tepesi  yıkılmış gibi görünüyordu ve daha da sinir bozuyordu. Garip ve boğucu sıcaktan, alışveriş merkezleri vb. kapalı mekanlara ve klimalara teslim olmuş bir yaşam şeklinden bahsetmeyeceğim bile.



Ama bir çok insan Dubai'ye baktığında bunları görmüyor, çünkü günümüzde Dubai'de alışveriş yapmak, tatile çıkmak hatta orada yaşamak bir "ayrıcalık", bir övünç kaynağı olarak gösteriliyor (Örneğin, Burj dubai ya da diğer adıyla Burj Khalifa açıldı. Her yerde haberi çıktı ama kimse ne kadar çirkin olduğundan bahsetmedi.). Öyle ki bir yerden sonra insanlar kendi yargılarını bir kenara bırakıp kapılıyorlar, anlatılanlar onlar için artık gerçek oluyor ve bu gerçeği yaşıyorlar. Kimse ne başka birine, ne de kendisine yalan söylüyor. Evet onlar için Dubai gerçekten güzel bir şehir oluyor. Bu insanlara şunu sormak istiyorum: Dubai Arabistan yarımadasında "nispeten" yaşanabilir bir kaç sayılı şehirden biri olabilir, ama bu özellik bir şehri güzel yapar mi? Övünülecek bir şey  mi vardır ortada?
Vuitton çanta sevdalısı bir bayanın hafızasından vuitton çantaların ne kadar ünlü olduğu bilgisini ve o kült desenini silsek ve tekrar göstersek sever mi acaba ya da verir mi binlerce dolar? İşin kötüsü , Dubai bir vuitton çanta bile değil, vuitton en azından oldukça "kaliteli".
Bu gün Ahmet Cihat harika bir link gönderdi izlemem için. Hayatımızı nasıl yaşıyoruz sorusundan daha temel bir sorudan bahsediyor bu şarkı: Ne olduğumuz sorusu bu. Bu sorunun cevabı hayatımızı nasıl yaşayacağımızı da belirleyebilir. Belirlemeli de. Aşağıdakini dinlerseniz Dubai konusunda beni daha iyi anlarsınız. Dubai "doğal biz"e, varoluşumuza uymuyor. Home belgeselinde söyledikleri gibi, 12 ay 12 saat güneş alan ama tek bir güneş paneli olmayan bir şehir Dubai. Hala fosil ve para yakıyor cayır cayır...


not: Hayran olduğum ve çok kıskandığım 3 harika insanı toplamışlar. Sagan'ın şıklığı, Attenborough'nın dansı ve Goodall'ın güzelliğine söyleyecek söz bulamıyorum.

Wednesday, December 23, 2009

Şempanzeler ve Top 100 stories of 2009

Discover, 2009'un en kayda değer 100 bilimsel haberini listeliyor. Bunların arasında ilk okuduğumda çok heyecanlandığım şu haberi de görmek beni çok sevindirdi: Şempanzelerin de gelecek için plan yapmaları. İsviçrede bir hayvanat bahçesindeki baskın erkeğin, sabah ilk iş olarak irili ufaklı taşlar topladığını farketmişler. Daha sonra bunları ziyaretçi saati geldiğinde ona bakanlara atıyormuş...

Bir başka şaşırtıcı gözlem de tavsiye edilen ilişkili bir linkten çıktı: Şempanzelerin ateşe olan tepkileri. Şempanzeler yanmakta olan bir ateş gördüklerinde korkmuyorlar. Sakince ateşin hareketini izleyip yönünü kestirmeye çalışıyorlar. Böylece kaçmaya çalışsalar harcamak zorunda kalacakları enerjilerini de kendilerine saklamış oluyorlar. Bilgilerini, akıllarını kullanıyorlar. Daha da ilginci, erkek şempanzelerin bir seri abartılı hareket yaptıkları da gözlenmiş ateşin yakınında. Bu bir nevi "ateş dansı "olarak nitelendirilebilir mi diye sormuş bilim adamları kendilerine, ki Tanzanya ormanlarında Jane Goodall'ın gözlemlediği şempanzalerin de "yağmur dansı" olarak adlandırdığı hareketleri var. Neden olmasın? Bu dünyada bu kadar çok ve zeki akrabamız varken, törenler ve kutlamalar neden sadece bizim tekelimizde olsun?

Sunday, December 20, 2009

Küresel ısınmanın gerçek olduğuna gerçekten inanıyorlarsa, nasıl böyle yapabiliyorlar?

Kopenhag'dan çıkanlar için okuyunuz, en azından aşağıdakini:

"Fakat en başta küçük olan ve imkânsız hayaller kuran bütün o hareketleri düşünün. Martin Luther King’e, Martin Loser (kaybeden) King diyorlardı; şimdi herkes onun haklı olduğunu söylüyor ve ABD’yi siyah bir başkan (keşke yeşil de olsaydı) yönetiyor.Tutu’nun işaret ettiği gibi, Berlin Duvarı’nın asla yıkılmayacağını söylüyorlardı, apartheid asla sona ermez diyorlardı; şimdi de kömür ve petrole dayalı ekonomiden güneşe, rüzgara ve dalgalara dayalı ekonomiye geçemeyeceğimizi söylüyorlar. Fakat önceki protesto hareketlerinden farklı olarak, bunun nesiller boyunca hız kazanmasını bekleyemeyiz. Her bir ton karbon bizi iklimsel yıkım noktasına yaklaştırıyor. Bu insanlığın bir nesil içinde gerçekleştirmesi gereken bir sıçrama. Yapılabileceğini biliyoruz. Gereken bilgiye ve ilme sahibiz. Bunu reddedersek (öylece durup birçok fosil yakıt şirketinin kârlarına kâr katmasına ve siyasetçilerimize rüşvet akıtmasına seyirci kalırsak), Kopenhag zirvenin en gerçeküstü sahnesi bu olacaktır."

Sunday, December 06, 2009

The Science of Kissing Gallery

The Science of Kissing Gallery daha yeni başlamış, ama şimdiye kadar listeye eklenmiş fotoğrafları sevdim. Özellikle anne bonobonun yavrusuna kondurduğunu ve galaktik olanı...
Maalesef konuyla ilgili olmasa da metinde bahsedilen diğer linke girme gafletinde bulunursanız eğer çok pişman olabilirsiniz. Ben oldum. 2. sayfaya geçemedim bile. Kim vücuduna bir logic devresinin dövmesini yaptırır derseniz daha beterlerini de bulabilirsiniz.

Green Porno ya da I've lost my Appetite

Green Porno, özellikle deniz canlılarının (böcek vs. de varmış.) dünyasında vuku bulan cinsel münasebetleri anlatan, başrolünde Isabella Rosselini'nin oynadığı mesaj kaygılı kısa filmler. Bir kaç kere rastladığımda hep izlemeden geçmek zorunda kalmıştım bu güne kadar. Kamera arkası bölümlerini de sayarsak 18-20 bölüm vardır. 3. sezonu izledim, hepsi de birer şaheserdi.
İşin garip yani Home belgeselini izlediğimden beri -ki aylar oluyor- vejeteryan olmayı ciddi ciddi düşünmeye başlamıştım. Zaten az yediğim için, yediğim eti azaltmak demek vejetaryen olmam demek oluyor neredeyse. Home'dan sonra da çevreyle ilgili yığınla belgesel ve yazı okumuşumdur ama nedense bu kısa filmler bu giderek unutmaya başladığım düşüncemin çat diye hortlamasina sebep oldu. İştahımı kaçırdı.