Monday, January 25, 2010
Sunday, January 24, 2010
Uğur Mumcu
Tam 17 sene olmuş. Yine bir pazar günüydü. Ankara'da bu günkü gibi kar vardı. Bense İzmir'de, karı sadece televizyonda görmüş bir çocuktum. Kana bulanmis karı da ilk o gün gördüm. Sinirleri bozulmuş ve üzülmüş anne ve babamı, televizyona endişeyle bakarlarken hatırlıyorum. Çok şaşırmıştım. Beni en çok şaşırtan ise bunun bekledikleri bir olasılık olduğuydu, her gün Ugur Mumcu'nun, ailesini uzakta bekletip arabayı yalnız başına çalıştırıyor olmasıydı. Bu nasıl bir hayattı? Madem biliyorlardı, o zaman neden kimse bir şey yapmamıştı? Polis yok muydu? O zaman bilmiyordum emniyet müdürlüklerinin bilseler bile suikastlere engel olmadıklarını. Hrant Dink suikastini beklemem gerekti bunu öğrenmek için.
Bu ülkede devamlı yaşanan kara komedilerden çok sıkıldım: Mehmet Ali Ağca adında bir katil var. Bu adam Türkiye'ye döndü. Tüm gazeteler, televizyonlar Ağca'ya boğuldu. Film, program, kitap teklifleri yağıyor şu aralar kendisine. Türkiye'nin yeni süperstarı o şu an. Bir de Uğur Mumcu adında bir gazeteci yazar var(dı). 17 yıl önce öldürüldü. Belli başlı tirajı yüksek gazetelerde haber bile olmadı bu gün. İlerici, hümanist, laik, eşitlikçi, demokrasi savunucusu, tam bağımsız bir Türkiye'den yana ve tam da bu yüzden devlet içindeki devletleri araştırıp bulan bir adam(dı). Papa Mafya Ağca adlı bir kitabı var. Ağca'yı, Abdi İpekçi suikastini, mafya bağlantılarını ve daha bir çoklarını somut kanıtlarla anlatıyor içinde. Biri 17 yıldır ölü. Diğeri öldürdükleriyle ünlü.
Papa Mafya Ağca kitabının arkasında ünlü hukukçu Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun yazısı şöyle:
"Araştırıcı, yürekli, yiğit yazar Uğur Mumcu'yu, Ankara Hukuk Fakültesi'ndeki asistanlık döneminden beri bilirim. Önce yazılarını, birkaç yıl sonra da kişisel olarak kendisini tanıdım ve sevdim. Son yıllarda onun hiçbir tehdide kulak asmadan ve her türlü tehlikeyi göze alarak deştiği konulardan her biri, ülkemizin ve bütün dünyanın çıkarcılık kenetleriyle kenetlenmiş karanlık yüzlerini ortaya çıkaracak kapıları aralamaktadır. Kahramanlık yalnızca savaş cephelerinde olmaz. Kalemden başka silahı olmayan yazarlık ve gazetecilik alanında da olur. Bu, yadsınamaz. Alman filozofu Hegel'in şu sözünü hiç unutmamalı: 'Bir uşağa göre hiç kimse kahraman değildir; bu görüş dünyada kahraman bulunmadığını değil, onu söyleyenin uşak olduğunu gösterir.' "
Hegel'e karşı çıkmak haddime değil tabi ki, ama şunu söylemem gerek: Bana artık uşakların da kahramanları varmış gibi geliyor. Mehmet Ali Ağca ve Ogün Samast gibi.
Umarım huzur içinde yatıyorsundur Uğur Mumcu, ama sanmıyorum.
Umarım huzur içinde yatıyorsundur Uğur Mumcu, ama sanmıyorum.
Monday, January 18, 2010
Karşılaştırmalı Anlamsızlıklar Fakültesi
Foucault Sarkacı'nı okumaya başladım. Başlar başlamaz, onlarca terim, özel isim ve latince cümleyle bakışıp kaldım. Çok ilginç ve okunması zor bir kitap. Hele adı geçen ve sizin anlamını bilmediğiniz her sözcüğün ne olduğuna bakmak isterseniz yandınız. Ama işin güzel yanı, kitap yine de sizi bağlıyor.
Baş karakterimizin beraber çalıştığı yayınevi sahibi iki adam, Delto ve Diotallevi, yüksek öğrenimde bir devrim yapmayı planladıklarını iddia edip "işe yaramaz ve olanaksız konuların öğretildiği bir karşılaştırmalı anlamsızlıklar fakültesi"nden bahsediyorlar. Beni çok eğlendirdi bu düşünce, durup durup kendim de bir araştırma konusu bulmaya çalışıyorum.
Amaçları anlamsız konuların sayısını sonsuza dek arttırabilecek araştırmacılar yetiştirmek. Fakültenin tetrapiloktomiya gibi öğrencilere anlamsızlık duygusunu aşılayan ya da adynata gibi olanaksızlıklar gibi bölümleri var. Çingene kentbilimi, Aztek at yarışları, Mors biçim bilimi, Antartika'nın tarımsal tarihi, çağdaş sümer edebiyatı, sessiz film fonetiği, Kolomb öncesi uygarlıklarda tekerlek teknolojisi, sahrada kitle psikolojisi, devrim geleneği gibi onlarca araştırma konuları var.
Eğlenceli değil mi? Aztek at yarışları benim favorim. Ph.D. konumu değiştirmeyi düsünüyorum...
Whatever Works
Woody Allen, New York'a döndü nihayet. Senaryoyu 70'lerde yazıp rafa kaldırdığı için Woody Allen geri döndü demek yanlış olur ama bu halini daha çok sevdiğimden emin oldum. Larry David etkisi midir bilinmez ama sitcom tadındaydı. Canlandırdığı Boris Yelnikoff karakterini, ancak Woody Allen yaratabilirdi.
"My story is, whatever works. You know, as long as you don't hurt anybody. Any way you can filch a little joy in this cruel, dog-eat-dog, pointless, black chaos. That's my story."
Friday, January 15, 2010
Fevkalade memnunum dünyaya geldiğine
Nazım Hikmet bu gün 108 yaşında. 61 yıl süren hayatının en güzel yıllarını çok sevdiği ülkesinin hapishanelerinde, geri kalan yıllarını da başka bir ülkede o çok sevdiği ülkesini özleyerek geçirdi vatan haini olarak. Çok akıllı, gerçekçi, humanist ve belki de en önemlisi hep umut doluydu. Doğum gününe yakışan bir şiiri var aşağıda:
Fevkalade memnunum dünyaya geldiğime
Fevkalâde memnunum dünyaya geldiğime,
toprağını, aydınlığını, kavgasını ve ekmeğini seviyorum.
Kutrunun ölçüsünü santimine kadar bilmeme rağmen
ve meçhulüm değilken güneşin yanında oyuncaklığı
dünya, inanılmayacak kadar büyüktür benim için.
Dünyayı dolaşmak,
görmediğim balıkları, yemişleri, yıldızları görmek isterdim.
Halbuki ben
yalnız yazılarda ve resimlerde yaptım Avrupa yolculuğumu.
Mavi pulu Asya'da damgalanmış
bir tek mektup bile almadım.
Ben ve bizim mahalle bakkalı
ikimiz de kuvvetle meçhulüz Amerika'da.
Fakat ne zarar,
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride, her kilometrede dostum ve düşmanım var.
Dostlar ki bir kerre bile selâmlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.
Ve düşmanlar ki kanıma susamışlar
kanlarına susamışım.
Benim kuvvetim :
bu büyük dünyada yalnız olmamaklığımdır.
Dünya ve insanları yüreğimde sır
ilmimde muamma değildirler.
Ben kurtarıp kellemi nida ve sual işaretlerinden,
büyük kavgada
açık ve endişesiz
girdim safıma.
Ve dışında bu safın
toprak ve sen
bana kâfi gelmiyorsunuz.
Halbuki sen harikulâde güzelsin
toprak sıcak ve güzeldir.
toprağını, aydınlığını, kavgasını ve ekmeğini seviyorum.
Kutrunun ölçüsünü santimine kadar bilmeme rağmen
ve meçhulüm değilken güneşin yanında oyuncaklığı
dünya, inanılmayacak kadar büyüktür benim için.
Dünyayı dolaşmak,
görmediğim balıkları, yemişleri, yıldızları görmek isterdim.
Halbuki ben
yalnız yazılarda ve resimlerde yaptım Avrupa yolculuğumu.
Mavi pulu Asya'da damgalanmış
bir tek mektup bile almadım.
Ben ve bizim mahalle bakkalı
ikimiz de kuvvetle meçhulüz Amerika'da.
Fakat ne zarar,
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride, her kilometrede dostum ve düşmanım var.
Dostlar ki bir kerre bile selâmlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.
Ve düşmanlar ki kanıma susamışlar
kanlarına susamışım.
Benim kuvvetim :
bu büyük dünyada yalnız olmamaklığımdır.
Dünya ve insanları yüreğimde sır
ilmimde muamma değildirler.
Ben kurtarıp kellemi nida ve sual işaretlerinden,
büyük kavgada
açık ve endişesiz
girdim safıma.
Ve dışında bu safın
toprak ve sen
bana kâfi gelmiyorsunuz.
Halbuki sen harikulâde güzelsin
toprak sıcak ve güzeldir.
Yıllar sonra "Mavi pulu Asya'da damgalanmış" bir mektup almış olduğunu görmek buruk buruk sevindirdi beni. Hiroşima'da ölen çocuklar için yazdığı şiir için, teşekkür mektubu gelmiş Japon çocuklardan.
Monday, January 11, 2010
Bashir'le Vals
House M.D. son sezonunda. Bitmesine yakın bir arayış içine girmiştim, onun gibi yıllarca bırakmayacağım bir dizi bulsam diye. Sonra dizi aramamın gereksiz olduğunu farkettim, çünkü film izlemek varken neden böyle fani bir arayış içindeyim ki diye düşündüm. Ömür biter, film bitmez. Hem de aralarında henüz izlemediğim yüzlerce harika film olduğunu düşündükçe iyice heyecanlandım. Bir engel çıkmadığı sürece, her hafta en az bir film izleyeceğim. Beğendiklerimi de burada afişe edeceğim. Roger Ebert'in tavsiyelerinden ikisiyle başladım bu hafta, ama sadece biri burada anlatılmaya hak kazandı. Film, Ebert'in 2009'un en iyi animasyon filmleri listesindeydi, görüp afişine kapıldım. Filmi buldum, izledim ve filmden tam manasıyla dayak yemiş gibi çıktım.
Lübnan iç savaşında İsrail ordusunda görev yapmış ve artık yaşlanmış bir yönetmenin bilinç altına atıp unuttuğu geçmişini arayışını izliyoruz. Film, savaştan bir haber genç bir insana üniforma giydirip savaşmasını söylediğinizde, o gencin dünyayı nasıl gördüğünü anlatıyor başından sonuna kadar. Ama film bir belgesel. Röportajlar giriyor araya. Gerçekler anlatılıyor, gerçekten yaşayan muhabirler, askerler ve siviller tarafından. Sonunda, filmi iyi ki animasyon yapmışlar, gerçek başka türlü anlatılamazdı diyorsunuz. Gerçeklerden nefret ediyorsunuz, savaştan ve insanın insana yapabildiklerinden tiksinerek.
Thursday, January 07, 2010
Dubai: yükselen değer
Geçtiğimiz günlerde dünyanın en yüksek binasının açılmasıyla hatırladığım Dubai üzerinden yaşamımızı ve onu algılayış şeklimizi yine düşünür oldum. Dubai'de geçen sene aktarma sebebiyle toplam 7-8 saat kadar bulundum. Havadan ilk gördüğümde kanımı donduran ve asla unutmayacağım bir silueti vardı şehrin. Fotoğraf biraz olsun hislerime tercüman olabilir belki. Dümdüz, hiç bir eğimin olmadiği bir yer kabuğunun üzerinde uzanan uçsuz bucaksız çölün kıyıya yakın yerlerinde; küçük kabartılar, şehrin merkezinde farklı boylarda onlarca metal dikene dönüşüyordu. Deniz ise manzarayı serinletemiyordu çünkü üzerinde devam eden doldurma çalışmalarından kaçan toprak, suyu bulanıklaştırıyordu. Sanki kıyamet sonrası yapılmış bir şehirdi. Henüz açılan Burj Dubai o zaman yapım aşamasında olduğundan tepesi yıkılmış gibi görünüyordu ve daha da sinir bozuyordu. Garip ve boğucu sıcaktan, alışveriş merkezleri vb. kapalı mekanlara ve klimalara teslim olmuş bir yaşam şeklinden bahsetmeyeceğim bile.
Ama bir çok insan Dubai'ye baktığında bunları görmüyor, çünkü günümüzde Dubai'de alışveriş yapmak, tatile çıkmak hatta orada yaşamak bir "ayrıcalık", bir övünç kaynağı olarak gösteriliyor (Örneğin, Burj dubai ya da diğer adıyla Burj Khalifa açıldı. Her yerde haberi çıktı ama kimse ne kadar çirkin olduğundan bahsetmedi.). Öyle ki bir yerden sonra insanlar kendi yargılarını bir kenara bırakıp kapılıyorlar, anlatılanlar onlar için artık gerçek oluyor ve bu gerçeği yaşıyorlar. Kimse ne başka birine, ne de kendisine yalan söylüyor. Evet onlar için Dubai gerçekten güzel bir şehir oluyor. Bu insanlara şunu sormak istiyorum: Dubai Arabistan yarımadasında "nispeten" yaşanabilir bir kaç sayılı şehirden biri olabilir, ama bu özellik bir şehri güzel yapar mi? Övünülecek bir şey mi vardır ortada?
Vuitton çanta sevdalısı bir bayanın hafızasından vuitton çantaların ne kadar ünlü olduğu bilgisini ve o kült desenini silsek ve tekrar göstersek sever mi acaba ya da verir mi binlerce dolar? İşin kötüsü , Dubai bir vuitton çanta bile değil, vuitton en azından oldukça "kaliteli".
Bu gün Ahmet Cihat harika bir link gönderdi izlemem için. Hayatımızı nasıl yaşıyoruz sorusundan daha temel bir sorudan bahsediyor bu şarkı: Ne olduğumuz sorusu bu. Bu sorunun cevabı hayatımızı nasıl yaşayacağımızı da belirleyebilir. Belirlemeli de. Aşağıdakini dinlerseniz Dubai konusunda beni daha iyi anlarsınız. Dubai "doğal biz"e, varoluşumuza uymuyor. Home belgeselinde söyledikleri gibi, 12 ay 12 saat güneş alan ama tek bir güneş paneli olmayan bir şehir Dubai. Hala fosil ve para yakıyor cayır cayır...
not: Hayran olduğum ve çok kıskandığım 3 harika insanı toplamışlar. Sagan'ın şıklığı, Attenborough'nın dansı ve Goodall'ın güzelliğine söyleyecek söz bulamıyorum.
not: Hayran olduğum ve çok kıskandığım 3 harika insanı toplamışlar. Sagan'ın şıklığı, Attenborough'nın dansı ve Goodall'ın güzelliğine söyleyecek söz bulamıyorum.
Wednesday, December 23, 2009
Şempanzeler ve Top 100 stories of 2009
Discover, 2009'un en kayda değer 100 bilimsel haberini listeliyor. Bunların arasında ilk okuduğumda çok heyecanlandığım şu haberi de görmek beni çok sevindirdi: Şempanzelerin de gelecek için plan yapmaları. İsviçrede bir hayvanat bahçesindeki baskın erkeğin, sabah ilk iş olarak irili ufaklı taşlar topladığını farketmişler. Daha sonra bunları ziyaretçi saati geldiğinde ona bakanlara atıyormuş...
Bir başka şaşırtıcı gözlem de tavsiye edilen ilişkili bir linkten çıktı: Şempanzelerin ateşe olan tepkileri. Şempanzeler yanmakta olan bir ateş gördüklerinde korkmuyorlar. Sakince ateşin hareketini izleyip yönünü kestirmeye çalışıyorlar. Böylece kaçmaya çalışsalar harcamak zorunda kalacakları enerjilerini de kendilerine saklamış oluyorlar. Bilgilerini, akıllarını kullanıyorlar. Daha da ilginci, erkek şempanzelerin bir seri abartılı hareket yaptıkları da gözlenmiş ateşin yakınında. Bu bir nevi "ateş dansı "olarak nitelendirilebilir mi diye sormuş bilim adamları kendilerine, ki Tanzanya ormanlarında Jane Goodall'ın gözlemlediği şempanzalerin de "yağmur dansı" olarak adlandırdığı hareketleri var. Neden olmasın? Bu dünyada bu kadar çok ve zeki akrabamız varken, törenler ve kutlamalar neden sadece bizim tekelimizde olsun?
Sunday, December 20, 2009
Küresel ısınmanın gerçek olduğuna gerçekten inanıyorlarsa, nasıl böyle yapabiliyorlar?
Kopenhag'dan çıkanlar için okuyunuz, en azından aşağıdakini:
"Fakat en başta küçük olan ve imkânsız hayaller kuran bütün o hareketleri düşünün. Martin Luther King’e, Martin Loser (kaybeden) King diyorlardı; şimdi herkes onun haklı olduğunu söylüyor ve ABD’yi siyah bir başkan (keşke yeşil de olsaydı) yönetiyor.Tutu’nun işaret ettiği gibi, Berlin Duvarı’nın asla yıkılmayacağını söylüyorlardı, apartheid asla sona ermez diyorlardı; şimdi de kömür ve petrole dayalı ekonomiden güneşe, rüzgara ve dalgalara dayalı ekonomiye geçemeyeceğimizi söylüyorlar. Fakat önceki protesto hareketlerinden farklı olarak, bunun nesiller boyunca hız kazanmasını bekleyemeyiz. Her bir ton karbon bizi iklimsel yıkım noktasına yaklaştırıyor. Bu insanlığın bir nesil içinde gerçekleştirmesi gereken bir sıçrama. Yapılabileceğini biliyoruz. Gereken bilgiye ve ilme sahibiz. Bunu reddedersek (öylece durup birçok fosil yakıt şirketinin kârlarına kâr katmasına ve siyasetçilerimize rüşvet akıtmasına seyirci kalırsak), Kopenhag zirvenin en gerçeküstü sahnesi bu olacaktır."
Sunday, December 06, 2009
The Science of Kissing Gallery
The Science of Kissing Gallery daha yeni başlamış, ama şimdiye kadar listeye eklenmiş fotoğrafları sevdim. Özellikle anne bonobonun yavrusuna kondurduğunu ve galaktik olanı...
Maalesef konuyla ilgili olmasa da metinde bahsedilen diğer linke girme gafletinde bulunursanız eğer çok pişman olabilirsiniz. Ben oldum. 2. sayfaya geçemedim bile. Kim vücuduna bir logic devresinin dövmesini yaptırır derseniz daha beterlerini de bulabilirsiniz.
Subscribe to:
Posts (Atom)



